Metin ALGÜL - Köprüler, Otoyollar Satılır mı, Satılmaz mı?


Metin ALGÜL - Köprüler, Otoyollar Satılır mı, Satılmaz mı?

ReklamlarReklamlarReklamlar

Köprüler, Otoyollar Satılır mı, Satılmaz mı?


Metin ALGÜL


Türkiye Cumhuriyeti büyük bir ülke. Hatta çoğumuza göre bir Türk dünyaya bedel. Kahramanlık hikâyeleriyle büyürüz; Battal Gazi’yi dinleriz, tarihle övünürüz. Dünyada en iyi futbolu bizim bildiğimize, siyaseti en iyi bizim tartıştığımıza inanırız. En iyi dostlukların, en sağlam ailelerin bu topraklardan çıktığını söyleriz. Bunlar, bu ülkede doğup büyüyen hemen herkesin zihninde yer etmiş ortak düşüncelerdir.


Peki, tüm bunların köprülerle ve otoyollarla ne ilgisi var?


Aslında doğrudan bir ilgisi yok. Çünkü biz çoğu zaman büyük meseleleri konuşurken günlük hayatın somut gerçeklerini ikinci plana atarız. Köprülerin satılması, otoyolların devredilmesi gibi konular gündeme geldiğinde tartışma hızla ikiye bölünür: Bir taraf ekonomik mantık arar, diğer taraf ise bunun bir değer kaybı olduğunu düşünür.


“Alan mezarına mı götürecek?” diyenler vardır. Sonuçta yapılan yatırımın yine ülke içinde kalacağını savunurlar. Deprem olur, yol yıkılır; yeniden yapılır. Yağmur yağar, asfalt bozulur; tamir edilir. Devlet satar, yatırımcı işletir. Ekonominin doğası budur derler.
Ama kahvehanelerde başka bir dil konuşulur. Orada mesele sadece ekonomi değildir. “Devletin yolu, köprüsü satılır mı?” sorusu aslında bir mülkiyet tartışmasından çok bir aidiyet meselesidir. İnsanlar, devletin sahip olduğu şeyleri biraz da kendilerininmiş gibi görür. Bu yüzden satış haberleri bazılarına mantıklı, bazılarına ise rahatsız edici gelir.


Hatçe teyze gibi…


Mahallenin yaşlısı dizini döver: “Gitti yollar, gitti köprüler…” Oğlu şaşırır: “Ana, senin araban mı var?” Ama Hatçe teyzenin derdi araba değildir. Onun için yollar ve köprüler sadece beton değildir; umut demektir, dönüş ihtimali demektir, devletle kurulan görünmez bağ demektir.
Bir yanda modernleşme hayalleri vardır. “Avrupa gibi olacağız” diyenler, ışıklı tabelaları, bakımlı yolları, düzenli hizmeti hayal eder. Diğer yanda ise “kalıcı olan devlettir” düşüncesiyle kaygı duyanlar bulunur.


Mahalle hocasına sorulur: “Hocam, caiz mi?”
Cevap tanıdıktır: “Devlet ne yaparsa doğrudur.” Çünkü toplumun bir kısmı için güven, sorgulamaktan değil, kabullenmekten geçer.


Belki de asıl mesele şu soruda gizlidir: Bir ülkenin değeri sadece ekonomik kazançla mı ölçülür, yoksa ortak hafızayla mı?


Köprüler ve yollar yalnızca ulaşım araçları değildir; insanlar arasında kurulan bağların da sembolüdür. Bu yüzden tartışma teknik değil, duygusaldır. Rakamlarla değil, hatıralarla ilgilidir.
Sonuçta herkes kendi penceresinden bakar. Kimi kâr görür, kimi kayıp. Kimi yatırım der, kimi hatıra.


Ve soru hâlâ ortada durur:


Köprüler, otoyollar satılır mı, satılmaz mı?

ReklamlarReklamlarReklamlar
Etiketler:


Bir Yorum Yaz