SİYASET HALK İÇİN YAPILIR, PİYON OLMAK İÇİN YAPILMAZ
SİYASET HALK İÇİN YAPILIR, PİYON OLMAK İÇİN YAPILMAZ
Partilerde İl Başkanları ve İlçe Başkanları Ne Yapmalı?
Siyaset, makam sahibi olmak için değil; halka hizmet etmek, toplumun sorunlarını çözmek ve insanların geleceğine katkı sunmak için yapılmalıdır.
Bir siyasi partinin il başkanı veya ilçe başkanı olmak, yalnızca bir unvan taşımak değildir.
Bu görevler aynı zamanda büyük bir sorumluluk taşır. Çünkü il ve ilçe başkanları, siyasi partilerin vatandaşla doğrudan temas eden en önemli temsilcilerindendir.
Bu nedenle il ve ilçe başkanlarının görevi sadece parti yöneticilerinin söylediklerini tekrarlamak, talimat beklemek veya siyasi hesapların içinde birer araç olmak değildir.
Siyasetçi halkın sesini yukarıya taşımalıdır; halkın sesini aşağıya bastırmamalıdır.
İL VE İLÇE BAŞKANLARI ÖNCE KİME KARŞI SORUMLUDUR?
Bir il veya ilçe başkanı öncelikle bulunduğu şehirde ve ilçede yaşayan vatandaşların sorunlarını bilmelidir.
Esnafın derdini dinlemeli, çiftçinin sorununu anlamalı, işsizin beklentisini görmeli, gençlerin geleceğe ilişkin kaygılarını önemsemeli, emeklinin geçim sıkıntısını bilmeli, kadınların ve ailelerin taleplerini dinlemeli, öğrencilerin sorunlarına kulak vermelidir.
Çünkü siyaset masa başında değil, sahada ve halkın içinde öğrenilir.
İl başkanı ilin tamamını; ilçe başkanı ise ilçesini tanımalıdır.
Hangi mahallede hangi sorun var?
Hangi vatandaş hangi hizmete ulaşamıyor?
İşsizlik ne durumda?
Esnafın ekonomik durumu nasıl?
Tarım, sanayi, eğitim, sağlık ve ulaşım alanlarında hangi problemler yaşanıyor?
Bunların cevapları bilinmeden yapılan siyaset, halktan kopuk siyasettir.
1. HALKI DİNLEMELİDİR
İyi bir il veya ilçe başkanı sürekli konuşan değil, gerektiğinde susup halkı dinleyen kişidir.
Vatandaşın karşısına yalnızca seçim zamanı çıkmamalıdır.
Seçimden seçime değil, her zaman halkın yanında olmalıdır.
Vatandaşın kapısını çalmalı, kahvehaneye gitmeli, esnafı ziyaret etmeli, sivil toplum kuruluşlarını dinlemeli, gençlerle ve kadınlarla bir araya gelmeli, mahallelerin sorunlarını yerinde görmelidir.
Çünkü vatandaşın derdini bilmeyen siyasetçi, vatandaş adına doğru karar veremez.
2. HALKIN SORUNUNU ÇÖZÜM ÖNERİSİYLE BİRLİKTE TAŞIMALIDIR
Sadece “Bu sorun var” demek yeterli değildir.
Siyasetçinin görevi problemi tespit etmek kadar, çözüm üretmektir.
Bir il başkanı veya ilçe başkanı;
Sorun nedir?
Neden ortaya çıkmıştır?
Kimleri etkilemektedir?
Çözümü nedir?
Hangi kurum ne yapmalıdır?
sorularına cevap aramalıdır.
Sorunu parti merkezine taşımalı, ilgili kurumlarla görüşmeli ve vatandaşın talebinin takipçisi olmalıdır.
3. PARTİSİNİ DEĞİL, HALKIN GÜVENİNİ KORUMALIDIR
Partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Ancak bir siyasi partiye hizmet etmek ile partiyi yöneten kişilerin her söylediğini sorgulamadan yapmak aynı şey değildir.
İl ve ilçe başkanı gerektiğinde doğru gördüğü konuyu açıkça söyleyebilmelidir.
Çünkü sadakat, yanlış karşısında susmak değildir.
Gerçek sadakat; doğruyu savunmak, yanlışı uyarmak ve partinin halktan kopmasını engellemektir.
Bir yönetici yalnızca “Emredildi, yaptım” anlayışıyla hareket ederse zamanla kendi iradesini kaybeder.
İşte burada siyaset ile piyonluk arasındaki fark ortaya çıkar.
PİYON OLMAK NE DEMEKTİR?
Piyon olmak; kendi düşüncesini, vicdanını ve halkın gerçeklerini bir kenara bırakıp başkasının siyasi hesabının aracı haline gelmektir.
Oysa siyasi görev verilen kişi;
Akıl sahibi olmalı.
Vicdan sahibi olmalı.
Sorumluluk sahibi olmalı.
Eleştirebilmeli.
Dinleyebilmeli.
Yanlış gördüğünde uyarabilmeli.
Doğru gördüğünde savunabilmelidir.
Bir il başkanı veya ilçe başkanı yalnızca yukarıdan gelen talimatları uygulayan bir kişi olmamalıdır.
Çünkü siyasi görevin anlamı emir almak değil, sorumluluk almaktır.
4. PARTİ İÇİ DEMOKRASİYİ YAŞATMALIDIR
Siyasi partiler demokrasi için mücadele ederken kendi içlerinde demokratik bir kültür oluşturmalıdır.
İl ve ilçe başkanları farklı düşünen insanları düşman olarak görmemelidir.
Eleştiren partili dışlanmamalı, soru soran susturulmamalı, farklı fikir söyleyen kişi hedef haline getirilmemelidir.
Tam tersine farklı fikirler siyasi yapıyı güçlendirir.
Çünkü herkes aynı şeyi söylüyorsa orada fikir üretmek değil, sadece tekrar etmek vardır.
5. HALKA VERİLEN SÖZLERİN TAKİPÇİSİ OLMALIDIR
Bir siyasi parti seçim döneminde vatandaşlara çeşitli sözler verebilir.
İl ve ilçe başkanlarının görevi, bu sözlerin takipçisi olmaktır.
Vatandaşa verilen söz gerçekleşti mi?
Gerçekleşmediyse neden gerçekleşmedi?
Hangi kurum sorumludur?
Ne zaman yapılacaktır?
Bu soruların cevaplarını vatandaşla paylaşmalıdır.
Siyasette verilen sözün takipçisi olmak, güvenin temelidir.
6. KAMU KAYNAKLARINA VE HALKIN HAKKINA SAYGI GÖSTERMELİDİR
Siyasi görevler kişisel çıkar sağlama aracı haline getirilmemelidir.
İl ve ilçe başkanları kamu görevi yapan kişilerle siyasi parti görevi arasındaki sınırı bilmelidir.
Devletin imkânları ile partinin imkânları birbirine karıştırılmamalıdır.
Kamu kaynakları kişisel, ailesel veya siyasi çıkar için kullanılmamalıdır.
Çünkü halkın parası, halkın emanetidir.
7. GENÇLERE SADECE PROPAGANDA DEĞİL, GELECEK SUNMALIDIR
Gençlerin siyasette yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanması doğru değildir.
Gençler karar mekanizmalarında yer almalı, fikirleri dinlenmeli ve sorumluluk verilmelidir.
Bir siyasi parti gençleri yalnızca mitinglerde kalabalık oluşturmak için görmemelidir.
Gençlerin eğitim, iş, teknoloji, girişimcilik ve gelecek beklentileri siyasetin merkezinde olmalıdır.
8. KUTUPLAŞTIRMAK YERİNE BİRLEŞTİRMELİDİR
İl ve ilçe başkanları toplumun tamamını kucaklamalıdır.
Farklı siyasi düşüncedeki vatandaşlar düşman değildir.
Aynı şehirde yaşayan, aynı sokakta oturan, aynı pazardan alışveriş yapan insanlar birbirinin rakibi değil, aynı toplumun üyeleridir.
Siyaset;
“Bizden olanlar ve olmayanlar”
anlayışına indirgenmemelidir.
İyi siyasetçi farklı görüşteki insanlarla da konuşabilen siyasetçidir.
9. KENDİ MAKAMINI DEĞİL, HALKIN MENFAATİNİ ÖNE KOYMALIDIR
Bir koltuk geçicidir.
Bir görev geçicidir.
Bir siyasi dönem geçicidir.
Ancak yapılan hizmetin toplumdaki etkisi uzun yıllar devam edebilir.
Bu nedenle il ve ilçe başkanları görev süreleri boyunca şu soruyu kendilerine sormalıdır:
“Ben bu görevden ayrıldığımda arkamda ne bırakacağım?”
Kırgınlık mı?
Kavga mı?
Kişisel çıkar mı?
Yoksa halkın güveni, çözülmüş sorunlar ve güzel bir siyasi miras mı?
Asıl mesele budur.
SONUÇ:
SİYASETİN MERKEZİNDE İNSAN OLMALIDIR
Siyaset insan için yapılır.
Partiler insan için vardır.
Makamlar insanlara hizmet etmek için vardır.
İl başkanı da ilçe başkanı da bunun bilincinde olmalıdır.
Hiçbir siyasi görev, insanın vicdanından daha değerli değildir.
Hiçbir makam, halkın güveninden daha önemli değildir.
Hiçbir siyasi hesap, toplumun geleceğinden daha büyük değildir.
Bu nedenle il ve ilçe başkanlarına düşen görev yalnızca kendi partisinin başarısını düşünmek değildir.
Halkın güvenini kazanmak, sorunları dinlemek, çözüm üretmek, doğruları savunmak, yanlışları uyarmak, adaletten ayrılmamak ve siyaseti temiz bir anlayışla yürütmektir.
Çünkü gerçek siyasetçi, kendisine verilen talimatı sorgulamadan uygulayan kişi değildir.
Gerçek siyasetçi;
halkı dinleyen,
halkın sorununu anlayan,
halkın hakkını savunan,
gerektiğinde kendi partisindeki yanlışı da söyleyebilen,
doğru bildiği yoldan vicdanıyla yürüyebilen kişidir.
Unutulmamalıdır:
Siyaset halk için yapılır, piyon olmak için yapılmaz.
Makamlar geçicidir, halkın güveni kalıcıdır.
Partiler değişebilir, yöneticiler değişebilir; ancak halka hizmet etme sorumluluğu değişmez.
Bugünün il başkanı ve ilçe başkanı, yarının siyasi kültürünü oluşturur.
Eğer siyaseti kavga, çıkar, makam ve kişisel hesap üzerine kurarsak kaybeden toplum olur.
Eğer siyaseti hizmet, adalet, liyakat, dürüstlük, istişare ve halkın menfaati üzerine kurarsak kazanan herkes olur.
İşte örnek alınması gereken siyaset anlayışı budur.
Siyasetçinin en büyük makamı halkın gönlündeki yerdir.
En büyük gücü ise makamı değil, dürüstlüğü ve güvenilirliğidir.
Metin ALGÜL






